10 Mart 2012 Cumartesi

La prima cosa bella (2010-2011)


gördüğüm en güzel italyan filmi değil belki ama yine de kendini izlettiren bir yerden sizi yakalayan dram dozu yüksek içine hafif komedi unsurları da serpiştirilmiş izlenesi bir film; la prima cosa bella. nam-ı diğer gördüğüm en güzel kadın.
bir dram filmi. bir italyan filmi. biraz ağır abi bir film. ama sevimli de hergele! italyan dili ve şarkılarının zati hastasıyız.
italyanların bize ne kadar çok benzediğini bir kez daha gösteren bir film ayrıca.
tıpkı hayatı yaşadıkları gibi çok hızlı ve seri konuşuyorlar, aceleciler, heyecanlılar, sıcaklar.
film daha başında hem güzel anne anna'nın hem de "çocuk bruno"nun etrafında döneceğinin sinyali veriyor. hatta filmin başı, sonunu da tayin ediyor gibi. (bkz. jürinin anna'yı öperek kutladığı sahne)
biraz durağan izliyor ama izleniyor. sanırım izlemek için sakin bir zaman tayin etmek lazım.
elbette her filmin olduğu gibi bu filmin de bir amacı bir mesaj kaygısı var. eee onu bulmak da izleyene düşmüş artık.
.

15 Şubat 2012 Çarşamba

the rum diary (2011)


- oscar wilde ne demiş biliyor musun? onlar, her şeyin fiyatını bilirler, değerini değil.
.

11 Şubat 2012 Cumartesi

jodaeiye nader az simin 2011-iran



uzunca bir süredir sağda solda iran filmleri şöyle şukela, böyle âlâ sözleriyle karşılaştım da nedendir bilmem uzak durdum hep. fakat bugün bu filmi izledim tesadüfen. o methedilen iran filmlerinin hepsini izlemek istedim sonra. film budur arkadaşlar, dostlar, sevgili romalılar. kitap da. bilirisiniz öyle filmler, kitaplar var ki, henüz birinci cümlesinden yakalar sizi. lakin devamı gelmez, ortasına varamadan ya film-kitap sizi ya da siz onları bırakırsınız. hani kafadan yakalayamanları söylemiyorum bile. elbet her zaman dediğim gibi zevk, renk, kafa meselesi bu işler. lakin ben bu filmi beğenmekle kalmayıp içine, yedi ceddine girdim. oyuncular, oyunculuklar hele. anlatılmaz, izlenir. o derece. o nasıl bir performans hem öyle. sanki ekranın içinde değil de sizin apartmanın boşluğunda, işinizde, okulunuzda cereyan ediyor olaylar. sosyal gerçeklikler, kültürel benzerlikler vs. hayatın tam ortasından bir kere. pek çok kare.
şu kadar oscar bu kadar cannes almış mühüm değil. izleyicinin gönlünde ne fırtınalar kopardılar, kaç hektar alkış aldılar önemli olan bu bence.
benim gönlümün oscar'ını çoktan aldılar zaten.
bu arada herkesin çıkardığı ders kendine tabi. uzmanlık taslamak da ne haddimize. lakin yönetmen finalde termeh'in anne ve babasından hangisi ile kalmak istediğini özellikle göstermiyor bize. topu dolaştırıyor devamlı ve golü atmayıp maçı bitiriyor. daha doğrusu anafikri bize bırakıyor gibi. sonuçta çocuğun anne ya da babasının yanında kalması neyi değiştirecek ki, parçalanan bir aile ve çocuk yüreği varken ortada. "iki beceriksizden" herhangi birisinin yanında olması neyi değiştirir der gibi.
haa! bir er kişi olarak şunu da itiraf etmeliyim ki ; erkek milleti olarak bazen hatta çoğu zaman şu gurur illetine ne kolay teslim oluyoruz. bir ara bunu düşündüm izlerken. o yüzden bırakalım abiler ben her şeyin en iyisini bilirim, en doğrusunu yaparım ayaklarını! ne diyordu ece abi; aşk örgütlenmektir! düşünelim o vakit beyler düşünelim..
görüleceği ve tahmin edileceği üzere film insanı taraf tutmaya da zorluyor zaman zaman. ama öyle de bir savuruyor ki. bi taraf oluveriyorsunuz bir anda.
son tahlilde malumunuz filmler izlenecek ve eğlenilecek filmler diye ikiye ayrılır!
iş bu film, hem izlenmesi hem de bir daha izlenmesi hatta bir daha izlenmesi gereken bir film! sıkı bir film. bir iran filmi evet. sahici bir film. çayı ocakta, ütüyü prizde unutturacak bir film. hakkında daha fazla ne denilebilir ki bilemiyorum diyeceğim bir film. evet.
.

8 Ocak 2012 Pazar

Poupoupidou (2011)


-sizi tanımadan seven insanlara güvenmemelisiniz. sizi tanımadan, nefret edecek olanlar yine onlardır.
..